Enerji Analisti Caner Can, küresel enerji arzındaki dönüşüm, Çin-ABD rekabeti ve Orta Doğu’daki gelişmelere ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Can, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, son on yılda özellikle LNG tarafında yeni üreticilerin devreye girmesi ve Kuzey Amerika kaynaklı arz artışının enerji piyasalarında düşük fiyat ortamını mümkün kıldığını belirterek, “Küresel enerji arzının özellikle son on yılda yeni üreticilerle tarihte olmadığı kadar çeşitlenmesi ve artması rasyonel senaryoda enerjide düşük fiyat ortamının hâkim olacağını gösteriyordu” ifadelerini kullandı.
Bu düşük fiyat ortamından en fazla yararlanan aktörün Çin olduğunu kaydeden Can, Çin’in hem fosil yakıtlardaki fiyat avantajından yararlandığını hem de yenilenebilir enerji teknolojileri ile kritik hammaddelerdeki üstünlüğü sayesinde küresel ölçekte öne çıktığını belirtti. Can, “Çin, fosil yakıt tarafındaki ciddi fiyat avantajından yararlanırken, aynı zamanda yenilenebilir enerji teknolojisi ve kritik hammadde üstünlüğüne sahip yegâne aktör olarak öne çıktı” değerlendirmesinde bulundu.
Paris Anlaşması’nın küresel sistem açısından yalnızca çevresel bir metin olmadığını savunan Can, “Paris Anlaşması özünde, en yalın ifadeyle, çevreyi koruma sloganıyla Çin’in bu konumunu aşındırmayı ve ilerleyiş hızını dizginlemeyi amaçlıyordu.” ifadelerini kullandı. Çin’in küresel iklim finansmanı mekanizmasına bağlayıcı biçimde dahil edilemediğini belirten Can, bunun ardından ABD’nin anlaşmadan çıktığını hatırlattı.
ABD-Çin ilişkilerinde enerji temelli ticaret yaklaşımının bir dönem ön plana çıktığını kaydeden Can, Alaska LNG Projesi’ne Çinli kamu şirketlerinin dahil olması ve Trump döneminde imzalanan yüksek hacimli anlaşmalara rağmen beklenen siyasi dönüşümün gerçekleşmediğini belirtti. Ticaret savaşlarının da Çin’in politikalarında belirgin bir değişime yol açmadığını ifade eden Can, ABD’nin 2025 Milli Güvenlik Strateji Belgesi ile çok boyutlu yeni bir strateji benimsediğini vurguladı.
Can, bu stratejinin temelinde Çin’in enerji arz ve fiyat güvenliği sütununun aşındırılmasının bulunduğunu belirterek, “ABD’nin yeni stratejisinin temeli, Çin ekonomisinin maksimum fayda elde ettiği enerji arz ve fiyat güvenliği sütununun aşındırılmasıdır” dedi. Küresel enerji piyasalarında öne çıkan aktörlerin ABD’nin yeni jeoekonomik düzenine dahil edilmesinin hedeflendiğini dile getiren Can, İran ile yürütülen müzakerelerin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Bugün yaşanan gelişmelerin enerji piyasalarında düşük fiyat ortamının ancak jeopolitik istikrarsızlıklarla bozulabileceği tespitinden hareketle atılan adımların sonucu olduğunu savunan Can, “Daha fazla istikrarsızlığın test edileceği kaygan bir zeminde ilerliyoruz” ifadelerini kullandı.
Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin aksamasının küresel endişe yarattığını belirten Can, Türkiye’nin sağlam ve modern altyapısıyla küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 5’ini mümkün kılabildiğini vurgulayarak, “İstikrar adası olan ülkemiz daha da görünür olacak” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin enerji sektörünün uzun vadeli planlamalar, zengin kaynak çeşitlendirme stratejisi ve modern altyapı yatırımlarıyla güçlendirildiğini belirten Caner Can, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar tarafından yürütülen yoğun enerji diplomasisine işaret etti.
Can, “Enerjide Türk Yolu olarak öne çıkan bu sabırlı strateji, ülkemizin muhtemel arz daralmalarından ve fiyat dalgalanmalarından asgari düzeyde etkilenmesini sağlayacak ve küresel enerji denklemindeki güvenilir liman konumunu pekiştirecektir.” ifadelerini kullandı.
Paylaşımında Türkiye’nin bölgesel istikrar açısından taşıdığı role de değinen Can, başkent Ankara ve İstanbul’un önemine vurgu yaparak, Türkiye’nin enerji alanındaki konumunun güçlenerek devam edeceğini kaydetti.
Yorumlar
Kalan Karakter: